Kategori arşivi: Nar

aşurenin minik süsleri, 6dk’lık kısa yazılar

Telefonsuz hayat düşleri

telefon

Telefonsuz bir hayat düşlüyorum; olur olmaz zamanda çalınca sinirlerim zıplamasın. O bilinmeyen numarayı görüp, ‘yine mi bir satıcı’ endişesiyle, ‘cevap versem mi/ vermesem mi?’ kararsızlıkları olmasın. ‘Ya önemliyse?’ diye açıp, iştahla konuşan satış temsilcisinden önce sözü alabilme sonra da rencide etmeden kapatmaya çalışmanın sıkıntısı da olmasın.

Telefon olmasın hayatta, sadece yüz yüze, göz göze konuşmalar olsun. Yüzlerdeki  ifadelerin saklanmadığı ortamlarda, hattın ucundakinin hayaline değil gözbebeklerine bakarak konuşulsun. Yetmedi, uzanıp eli tutulsun. Ayrılırken ‘telefonlaşırız’  demek yerine, birdaha nerede, ne zaman görüşüleceği kararlaştırılsın. Özlemle ayrılınsın, özlemler telefonla bastırılmasın. Görüşünce sımsıkı sarılınsın, çalan bir telefonla bölünmeyen sohbetlerde paylaşımlar kesintisiz olsun. Olmaz mı?!??

Şemsiye

şemsiye

Şemsiyeler renkli olmalı. Puslu, sisli, gri yağmur havasına inat rengarenk salınmalı sokaklarda. Bugünlerde en çok şeffaf şemsiyeler görüyorum oysa. Hayatın koşuşturmacası içinde, her daim bir yere yetişme kaygısıyla, evden arkamıza bakamadan çıkarken portmantoda unutulan güzelim renklerdeki şemsiyeler dururken, daha düşen ilk damlayla sokaklara dökülen ‘kullan-at şemsiye’ satıcılarından alınan naylondan şeffaf şemsiyeler herkesin elinde. Onların da renklisini, beneklisini yapmışlar da yine de şeffaf işte.. Sonuç; gri hava başınızın üzerinde, renkli şemsiyeler evde unutulmuş bir köşede..

Yazmak özgürlük, yazmak şifa

yazmak

Birikmiş yazılacaklar, saklanmış zihnimin kenarında köşesinde; bu yüzdendir ruhumdaki daralma, kalbimdeki sıkışma. Yazmak özgürlük oysa, yazmak şifa. Müzik gıda, okumak vitamin ise ruha, yazmak enerji içeceği, ruhun kanatları.

Siz daha almadınız mı hiç kalemi elinize? Bırakmadınız mı aksın zihnin ırmakları kağıdın üzerinde. Dansetmeye başladıkça harfler kol kola girip, yetişemesin eliniz sözcüklerin halayına..

‘Ne yazacağım?’ diye düşünmeden başlayın yazmaya. Kalp bilir onu sıkıştıran kelepçenin anahtarını. Kalemle kağıdı buluşturduğunuzda ilham perileri elinizin kontrolünü alır, dökülür içinizdekiler teker teker. Bir şiir olur bazen gönlünüzden düşenler, bazen bir öykü, ya da bir mektup.

Kimsenin okuması önemli değildir; okunmak için yazılmaz tüm yazılar. Okunması ümidi vardır elbette; her su damlasının okyanuslara, her ruhun yaratıcı kaynağına ulaşmak istemesi gibi, yazılan her kelime de içten içe okunmak, anlaşılmak ister. ‘Su yolunu bulur’ derler ya, işte o yazılanlar da bulur birgün nihayet okuyucusunu. Kimi zaman birikmiş bir kitap olmuştur, kimi zaman ise bir kitabın sayfaları arasında unutulup da birgün bulan birinin yarasına merhem.. Ya da böyle dijitalleşir hiç bilinmeyen ruhlara yoldaş olur. İşte bu kelimeler böyle benden size ulaştı. Sizinkileri de bana gönderin n’olur!

Kayıp

Kayıplar bize eksilmişiz duygusu verir. Biz de kayboluruz gidenle birlikte. İçimizde başlayan yangın ortalığı dumana boğar, göz gözü görmez ruhumuzun derinlerinde. Ateş hiç sönmeyecek, acımız hiç bitmeyecek sanarız yangın kavurdukça. Ama Yaradan’ın insanı en özel canlı saymasının bir nedeni de dayanma gücümüzdür. Hatta ruhun yaşam sınavındaki notu bu yangınlara dayanma başarısına göre verilir. Kaybetmeden anlamaz insan elindekinin kıymetini. Mutluluğunu farketmez mutsuz olmadıkça.

Kayıp ne denli büyükse sahip olunanlar o kadar değerlidir belki de bilemem ama tasavvuf inanışı kaybımızın büyüklüğü ölçüsünde Allah’ın sevgilisi olduğumuzu söyler. Bu yüzdendir ki Yaratıcımız içimizdeki yangının tamamen sönmesine izin vermez, bir mum alevi içimizde titrer durur. Kaybımızı unutturmamak için değil, Allah’ın sevgili kulu olduğumuzu hatırlatmak için. Ve sanırım kaybedecek hiçbirşeyimiz olmadığını düşündüğümüzde o son mum da söner. İşte o zaman tamamen karanlıkta kalırız.

Aile

Onsuz olmaz, zira sebebi hayatınızdır. Hepimizin istisnasız bizi bu dünyayla tanıştıran bir ailesi var. Bu tüm insanlığın ortak noktası. Ya aile içi ilişkiler, burada ortaklıklar bozuluyor. Kimi aileler çekirdek, ama o ufacık dünyalarında bile aralarında sonsuz bir uzay boşluğu. Kimileri ise çok kalabalık, ama atomun çekirdeğindeki parçacıklar gibi bir çekim var aralarında. Hani birine birşey olsa atom parçalanacak ve tüm evren yokolacak sanki.

Bir inanışa göre ruh hayat sahnesine çıkmadan önce kendi oyununu kurgular ve ailesini de kendi seçermiş. Ne kadar karmaşık ve zorlayıcıysa kurgu o kadar yüksekmiş ruhun tekamülü. Peki o zaman hangisi şanstır; ailenizin sizi pamuklara sarması mı, yoksa kaynar kazanlara atması mı?

Söz

Söz vermek önemlidir; iki dudak arasınsan çıkar kelimeler. Dudaklar önemlidir; sevgililer aşkın sözünü dudaklarını birleştirerek verir. Anne-babalar çocuklarına sevgilerini heryerlerini öperek gösterir. Büyüklere saygının sözü ellerini öpmektir. İki dudağın arasından çıkar sözler, dudaklar mühürdür.

Bir söz verirken bin düşünmeli insanoğlu. Söz uçar, yazı kalır dense de, önemsediğiniz birinin ağzından çıkan sözler kalbine yazılır söz verilenin. Olasılık eşittir birdir sevenin kalbinde. Arayacağım denince aranır, geleceğim denince gelinir. Ama nedense bazı iki dudağından değil de başka biryerinden çıkmış gibi davranır verdiği sözlere. Üzerine sifonu çekmiş gibi siler ve hayatına devam eder.