Kategori arşivi: Kayısı

tadı damakta kalan hoş yazılar

Yazmak özgürlük, yazmak şifa

yazmak

Birikmiş yazılacaklar, saklanmış zihnimin kenarında köşesinde; bu yüzdendir ruhumdaki daralma, kalbimdeki sıkışma. Yazmak özgürlük oysa, yazmak şifa. Müzik gıda, okumak vitamin ise ruha, yazmak enerji içeceği, ruhun kanatları.

Siz daha almadınız mı hiç kalemi elinize? Bırakmadınız mı aksın zihnin ırmakları kağıdın üzerinde. Dansetmeye başladıkça harfler kol kola girip, yetişemesin eliniz sözcüklerin halayına..

‘Ne yazacağım?’ diye düşünmeden başlayın yazmaya. Kalp bilir onu sıkıştıran kelepçenin anahtarını. Kalemle kağıdı buluşturduğunuzda ilham perileri elinizin kontrolünü alır, dökülür içinizdekiler teker teker. Bir şiir olur bazen gönlünüzden düşenler, bazen bir öykü, ya da bir mektup.

Kimsenin okuması önemli değildir; okunmak için yazılmaz tüm yazılar. Okunması ümidi vardır elbette; her su damlasının okyanuslara, her ruhun yaratıcı kaynağına ulaşmak istemesi gibi, yazılan her kelime de içten içe okunmak, anlaşılmak ister. ‘Su yolunu bulur’ derler ya, işte o yazılanlar da bulur birgün nihayet okuyucusunu. Kimi zaman birikmiş bir kitap olmuştur, kimi zaman ise bir kitabın sayfaları arasında unutulup da birgün bulan birinin yarasına merhem.. Ya da böyle dijitalleşir hiç bilinmeyen ruhlara yoldaş olur. İşte bu kelimeler böyle benden size ulaştı. Sizinkileri de bana gönderin n’olur!

Doğaya dön!

 

doğaya dön

Bir melek kartı çektim; “Doğaya dön” dedi. Giydim en rahatından bir çift ayakkabı, en yakın parka doğru yola çıktım. Bilenler bilir, ben pek hareket insanı değilimdir. Daha çok bir kitap veya bir film eşliğindeki yatay pozisyonları tercih ederim boş zamanlarımda. Dolayısıyla itiraf etmeliyim ki, emir yukarılardan gelmese pek de çıkasım olmazdı o soğukta dışarı filan. Bu arada hava 17 derece, yani bana göre soğuk, eminim birçoklarına göre ılık. Zira hava sıcaklığı 18 derecenin altına indiyse benim için kış gelmiş, botları ve hırkaları çıkartmanın zamanı çatmış demektir.

Ben sizi tekrar doğaya götüreyim de, kitap, film, yatmak, soğuk falan derken üzerinize bir battaniye alıp altına girme hissi gelmesin. Önce okuyun, sonra deneyin, çünkü o gün hissettiklerim benim okuduğum değme kitapta anlatılamadı daha. Siz okuduysanız benimle paylaşın, okumadıysanız inşallah bana kısmet olur!

İnanır mısınız, kafanızdakiler sustuğunda – o nasıl olacak demeyin, etrafınızı saranlar farkında olmadan düşüncelerinizi ele geçiriyor –  ağaçların sizinle konuştuğunu işitebiliyorsunuz. Bir buhurdanlıktan üzerinize püskürtülen buhar misali her bir yapraktan size doğru akan oksijeni hissedebiliyorsunuz. Ayağınızın altındaki toprağın tüm negatif duygu ve düşünceleri bir paratoner gibi çektiğini, etrafınızda meleklerin dans ettiğini duyumsuyorsunuz. Gözünüz yeşilin tonlamalarıyla, kulağınız şehir seslerinden uzaklaşmanın mutluluğuyla bayram ederken, adım attıkça önce direnen tembel bedeniniz bir süre sonra size teşekkür ediyor. Eksik parçalarınızı bulduğunuz, artık tamam olduğunuz duygusu tüm benliğinize yerleşiyor. Artık buradan ayrılamam hayatımı burada böyle dolanarak geçireceğim fikri çok doğal geliyor ve neden daha önce düşünmedim acaba diye  hayıflanıyorsunuz? Herşeyin mümkün olduğu, mutluluk diye birşeyin gerçekten de varolduğunu kavrayıp önce şok geçiriyor sonra uçacakmış duygusuna kapılıyorsunuz. Zaman, mekan kavramınızı unutup kendinizi doğaya teslim ettiğinizde tüm dertler, tasalar uçmuş gitmiş, sanki hiç olmamış gibi.

“Yazdığına göre dönmüşsün, peki nasıl dönüyoruz?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bir telefonla tabii ki! Mümkünse birdahaki kaçamakta telefonumuzu götürmüyoruz. Ama siz bunu başarabilirseniz, en azından nereye gittiğinize dair bir not bırakın, e mi?